Sindirim ve Boşaltım Sisteminin Önemi

Bireylerin sağlık düzeylerini sahip oldukları vücut sistemlerinin sağlık düzeyi belirler. Vücudumuzda bir çok vücut sistemi olsa da bunlardan bazıları diğerlerinden çok daha önemli ve hayâtidir. “Temel vücut sistemleri”olarak niteleyebileceğimiz dört sistemden söz edebiliriz.

Bunlar:
1-Dolaşım sistemi (Kalp-damar)
2-Artık enkazları ve toksinleri vücuttan defetme sistemi (Detoksifikasyon)
3-Vücudumuzu bulaşıcı enfeksiyon hastalıklarıyla kansere karşı koruyan savunma sistemi (immün sistem-bağışıklık sistemi)
4-Sindirim ve boşaltım sistemi.

İşte insanların sağlık düzeyleri bu dört temel vücut sisteminin sağlık düzeyleri ile doğru orantılı seyreder. Bu sistemler ne kadar iyi işliyor ve sağlıklı çalışıyorsa bireyde o kadar sağlıklıdır. Tersi de doğru elbette. İşlerin aksadığı sistemlerin tıkırında işlemediği bir kişide sağlıksız olacaktır. Bu dört sistem bir fabrikanın yada saatin çarklarındaki dişlilere benzer. Nasıl ki dişlilerden birinin kırılması ya da arızalanması, o fabrika ya da saati durdurursa, işte aynen bu misal gibi temel vücut sistemleri de işlevlerini yapamazsa hastalıklar baş gösterir.

Bu sistemler birbirlerine destek vererek dayanışma ve ahenk içinde çalışırlar. Farklı özellik ve öneme sahiptirler. Birini diğerine tercih etmek imkânsız değilse de oldukça zordur. Ama bana: “ En önemlisi hangisi ?” diye sorarsanız sindirim ve boşaltım sistemini tercih ederim. Çünkü: Diğer sistem organlarının işlevlerini yerine getirebilmesi için ne kadar besin ve bu besinler içinde bulunan ne kadar vitamin, mineral, element, ham madde, katalizör ve daha sayılacak her ne varsa buradan emilip,özümsenip diğer sistemlere dağıtılıyor. Eğer sindirim ve boşaltım sistemi iyi çalışmıyor, gıdâlar ve ilaçlar içindeki bileşikler yapı taşlarına ayrılmıyor,iyi emilmiyor, özümsenmiyorsa diğer temel vücut sistemi organları hayatlarını sürdürmek ve görevlerini yerine getirebilmek için gerekli olan ham maddeleri nereden temin edecekler? Sindirim sistemi ilk duraktır. O Bir ocak ve kap gibi besinleri içine alır, pişirir, harmanlar, evirir, çevirir, parçalar, ayırır, emer, özümser, dağıtır ve dışkılar. Diğer duraklardaki verim bu durağın verimine bağlıdır. Organlarımızın yaşayabilmesi için enerjiye,enerji için,yapı taşlarına ayrılmış yüksek saflıkta ham maddeye ve bu ham maddelerin azami ölçüde emilip özümsemesi içinde verimli çalışan bir sindirim ve boşaltım sistemine ihtiyacımız var.

Elhasıl: Sindirim sistemi iyi çalışmayan birinin hiçbir sistemi iyi çalışamayacağından sağlıklı olması;hasta ise iyileşmesi mümkün değildir. Mide iyileşmeden hiçbir şey iyileşmez. Önce sindirim, sonra diğerleri.
Kendini unutmuş ve yabancılaşmış, özsaygı yoksunu, tanasına, atına, arabasına kendinden daha fazla değer verip özen gösteren bir insanlığa sağlığı hatırlatıp harekete geçiren bir tek şey biliyorum: Dayanılmaz ıstırap ve işkenceli bir hastalık. Yumurta kapıya gelmeden, inim inim inlemeden olmaz bu iş.

Bende yol haritamı uzun yıllar gözleyerek tespit ettiğim bu gerçeğe göre çizdim. Stratejim çok açık:Istıraptan inleten,geleneksel tıbbın çözüm üretmekten aciz kaldığı, kısa vadede,çok yüksek ihtimalle,kalıcı olarak tedavi edebileceğim, alanın da satanın da razı olacağı bir hastalık.
Bu tanıma uyan iki hastalık tespit ettim ve ömrümün geri kalanını bu hastalıkların tedavisine adadım.

Bunlar: Yaygın sindirim sistemi hastalıklarıyla(Gastrit,ülser, reflü özofajit, karaciğer-safra yolları hastalıkları ) böbrek taşıdır. Bunlar dışında kalan diğer bütün hastalıklara kulağımı tıkadım. Prensip olarak, ilkinde istediğim başarı ve hacme ulaşmadan ikinciye asla teşebbüs etmeyecek ve belkide hiç geçmeyeceğim. En büyük amacım gastrit, ülser yada reflü özofajit anıldığında önce Türkiye’de sonra tüm dünyada hatra gelen ilk isim ve marka olmak.

Uzun yıllara uzanan gözlemlerimden tespit ettiğim bir diğer gerçekte sayıları yüzler değil binlerle ifade edilen hastalıklarla cebelleştiğimde hiçbirinin de hakkından gelemeyeceğim. Hepsini çözeceğim, herkese faydalı olacağım derken korkarım bu tutumumla hiçbir şeyi çözemeyecek, hiç kimseye faydalı olamayacağım. Üstelik az sayıdaki hastalıkla ilgilenmek, zihnin dağılmasını engelliyor. Bir tek hastalığa müteveccih olup odaklanmak ve yoğunlaşmak başarı oranını yükseltiyor. Hasta takibi ve istatistik tutmak hem daha kolay hem daha sağlıklı hale geliyor. Şifacının bir tek konuyla ilgilenmesi hastaya güven veriyor. Hasta şöyle düşünüyor:
“Şifacım sadece bir hastalıkla ilgilendiğine göre alanında uzmanlaşmıştır. Madem alanında uzman öyle ise başarı oranı da yüksektir. Madem başarı oranı yüksek öyleyse büyük bir ihtimalle iyileşeceğim.”

İşte uzmanlaşmanın getirdiği bu güven ve iyimser ruh hali hastanın hızla iyileşmesini sağlayan en etkili sebeptir. Bu durumdan her iki tarafta kazançlı çıkıyor. Hem hasta ödediği paranın tam karşılığını alıyor,hemde satıcı firmanın marka değeri artıyor.

Kola sektörünü bir düşünün. Onlarca marka var. Ama kola deyince akla ilk gelen isim malum. Ya otomotiv denince? Yine bir isim hep ön planda değil mi? Neden acaba? Malum firmalar neden başka işlerle uğraşmayıp, çok kârlı diğer sektörlere el atmıyorlar? Güçleri mi yetmiyor? Cesaretleri mi kırık? Hayır, hayır hiçbiri. Markaları uluslararası arenada sektöründe bir numara yapıp, diğerlerinden açık ara önde götüren sebeplerden en önemlisi, yalnızca bir tek sektöre odaklanıp diğerlerinden soyutlanmayı başarabilmeleri ve bu tutumlarını kararlılıkla devam ettirmeleridir.
Müşteri memnuniyeti açısından, ticari başarı açısından, marka değeri açısından, hangi açıdan bakarsanız bakın birlik içinde varlık olmak,çokluk içinde hiçlik olmaktan her zaman evladır. Şu değişmez bir kuraldır ki: Kesrette suubet, vahdette suhulet vardır. (Yâni çoklukta zorluk,birlikte kolaylık vardır.)